İki Şair, Tek Rüya



Kelebeğin Rüyası
"İyi filmleri Tanrı, kötü filmleri biz çekeriz" dese de, Yılmaz Erdoğan 22 Şubat itibariyle gösterime girecek yeni filmi Kelebeğin Rüyası'yla Türk Sinemasının kült filmleri arasına girmeye hazırlanırken, bu film aynı zamanda iki şairin de gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır. Bir yazarın en büyük rüyası, yazdıklarının hatırlanacak olmasıdır. Ancak, ülke olarak yeni bir oluşumun içindeyseniz ve küçük bir şehrin, 'ol'maya çalışan şairiyseniz, bu daha da güçtür elbet. Zonguldaklı şair Rüştü Onur karakterini canlandıran Mert Fırat rolünün hakkını vermiş görünüyor. Peki kimdir Rüştü Onur ve yakın arkadaşı şair Muzaffer Tayyip Uslu?



Filmle beraber gündeme gelen iki şair
1920'de Zonguldak'ta doğan Rüştü Onur, daha 18 yaşındayken tüberküloz hastalığına yakalanır ve lise öğrenimi yarıda kalır. Ama Necati Cumalı, Orhan Veli, Oktay Rıfat gibi şair kuşağındaki şairin tek hayali Garip Akımı şiirleri yazabilmek olmuştur. Lisedeki edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil'in de desteğini ve dostluğunu kazanmıştır. Doğuştan getirdiği şiir yeteneğiyle, "yaşasaydı Orhan Veli olurdu" söylemlerine sıklıkla rastlanır ancak, hastalık yakasını bir türlü bırakmaz. 



Rüştü Onur'un Aşkı ve Yitirişi
Lise öğreniminin yarıda kalmasıyla memuriyete başlayan Rüştü Onur, 21 yaşındayken hastalığının iyiden iyiye şiddetlenmesi sonucu, ki dönem olarak şiirde yenileşme sürecidir, bir yandan şiirlerle, bir yandan da hastalığıyla uğraşır. Aslında yaşama sıkı sıkıya tutunan, şiirlerini ve öykülerini dönemin dergilerinde yayınlatmayı başaran, İstanbul'u delicesine merak eden, her zaman bakımlı, esmer, saçları briyantinli, biraz çapkın bu genç, durumunun kötüleşmesiyle ümitsizliğe düşer. Neredeyse kardeşi gibi olan Necati Cumalı ve Salâh Birsel'e yazdığı mektuplarda bunları görmek mümkündür. Üç ay Zonguldak'ta tedavi gördükten sonra Heybeliada Sanatoryumu'na gider ve üç ay kadar da burada tedavi görür ve hastalığı yenmiş gibidir. Burada tifodan yatmakta olan Mediha Sessiz'le tanışır ve nişanlanırlar.Onu hayata bağlayan bir nedeni vardır artık ve kendi tabiriyle "darısı dostlar başına"dır. 1942 yılında evlenerek, Beşiktaş’ta Mediha’nın evine yerleşirler. Ne yazık ki, Mediha Sessiz karın zarı iltihabı geçirir ve 12 Kasım 1942'de yaşamını yitirir. Geçinmek için el arabasında salata satan Rüştü Onur ise, eşinin ardından yaşamı boşverir ve 2 Aralık'ta ciğerlerinden fazla kan gelmesiyle boğularak 22 yaşında dalar uykusuna... 



Rüştü Onur'un Ardından
Rüştü Onur'un basılmış kitabı yoktur. Oysa iyileştikten sonra Salâh Birsel'le adı bile belli olan (İki Kişi Bir Bina Yapıyor) kendi şiirlerinden oluşan kitap çıkaracaklardı. "Ben ölecek adam değilim" demekle haklıydı Rüştü Onur... Salâh Birsel, Rüştü Onur, Şiirleri-Mektupları- Ardından Yazılanlar isimli kitap çıkararak dostunu ölümsüzleştirmiştir. Elveda şiiri, Süreyya Akkaş tarafından seslendirilmiş, gerçekleştirmek isteyip başaramadığı "Şehir" adlı dergi ise 2004 yılından bu yana, Zonguldak'ta aylık olarak yayınlanmaktadır. Ama bilmese de bir gün hatırlanacağını ölümünden sonra, Yılmaz Erdoğan diye bir adamın çıkıp kendisini anlatacağını, memnun ölürdü galiba...



Nedamet
Tanrım açamadık içimizi
Artık buluşmamız mahşere kaldı.

Ne yelken ne gemi var limanda
Kaçmak bir uzun sefere kaldı.

Mercan bir sahildeymiş gemiler
Bulmak kasvetli günlere kaldı



Şair Muzaffer Tayyip Uslu
Arnavut bir babanın 1922 İstanbul doğumlu olan oğlu Muzaffer Tayyip Uslu, kısa yaşamının yarısını Zonguldak'ta geçirdiğinden Zonguldaklı şair olarak anılmıştır. O da yakın arkadaşı gibi şiire tutkulu ama yazıktır ki, verem yüzünden çok çekmiş bir gençtir. İstanbul Üniversitesi Felsefe öğrenimini hastalığı yüzünden yarıda bırakmak zorunda kalmış, özellikle Oktay Rıfat'tan hastalığıyla alakalı çok destek görmüştür. 



Şiirleri ve Hayalleri
Garip Akımı'ndan etkilenen şairlerden olsa da, belki de içinde bulunduğu durumdan dolayı, şiirlerinde duygu yoğunluğu, yalınlık göze çarpmaktadır. Yaşama böylesine bağlı iki genç şairin amacı, bir gün birileri tarafından seslerinin duyulup duyulmayacağı merakıydı, ama verem onların yaşama bağlılığını tarifsiz bir acıya dönüştürüyordu. Uslu'nun şiirlerindeki gizli hüzün ve yaşam tutkusu açıkça görülmektedir. Belki de, yakın dostu Rüştü Onur'un 1920 yılında, ardında bir eser bırakamadan vefatı üzerinedir bilinmez, 1945 yılında Şimdilik adını verdiği bir şiir kitabı çıkarmıştır. 1946'da ise kader arkadaşı gibi, verem yüzünden daha 24 yaşındayken vefat etmiştir. 



Öldükten Sonra
Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan 

Bu yazı Şubat 2013 tarihinde ucyuzutuzuc.com haber sitesi için yazılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu Blogda Ara

Blog Arşivi

Popüler Yayınlar