AŞKTAN DUVAR: Yılmaz Güney'in Kadınları



Doğum tarihi, babasının çok geç yazdırmasından dolayı çok net olmayan Yılmaz Güney'i, Şanlıurfalı olan ve kan davasından kaçmış babasıyla, Vartolu, iki çocuğuyla eşinden kaçmış annesinin Adana'da birbirlerini bulmasıyla beraber, onu da zor günler beklemektedir daha çocukluğunda...

İmam nikahıyla eve gelen bir başka kadın, annesi Güllü'nün Yılmaz ve Leyla'yı da alarak evden gitmesine neden olmuştur. 
Daha küçük yaşta çalışmaya başlayan Yılmaz 'Pütün', simit satıcılığı, tarlalarda ırgatlık, bağ bekçiliği gibi işlerde çalışır. On üç yaşındayken sinemayı keşfeder, ama özellikle vurdulu kırdılı filmleri... Film afişlerini mahallelerde gezdirerek sinema çığırtkanlığıyla başlayan sinema hayatı, depo dağıtım görevi ve edebiyata düşkünlüğüyle beraber lisedeyken yazdıklarını çeşitli dergilerde yayımlaması şeklinde ilerledi. Lise öğreniminden sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kayıt oldu ancak hem çalışabilmek hem de sanatsal faaliyetlerini sürdürebilmek için kaydını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne aldı. Edebi yönünü daha çok senaryo yazmaya ayıran Güney, şansını kendi yaratır ve yoğunluğu sebebiyle Adanalılar dışında yanına kimsenin alınmamasını söyleyen Yaşar Kemal'in yanına gidip iş ister. İşte her şey Atıf Yılmaz'a gönderilen bu kara kuru çocuğun, adımını önce hemşehrisine, oradan da sinemaya atmasıyla başlar. 

Lisede yazdığı hikayede komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle arandığından, sinemada kendi adını kullanamadı ve kendine geldiği yeri unutturmayacak bir soyisim seçti: Güney... Ancak bu durum işe yaramadı ve bir gün sette tutuklandı. Ancak cezaevinde yazdığı Boynu Bükükler romanıyla pek çok ödül kazandı. Siyasi kimliğini asla saklamayıp film çekmeye, dergi çıkarmaya devam ederken, bu durum ona ara ara cezaevi ve sürgün kapılarını gösteriyordu. 

En son Isparta Cezaevi'nde yatarken ve bu cezaların ardı arkası kesilmezken, annesini görme bahanesiyle izin ister ve eşiyle, oğluyla Kemer'de yaptığı 1 günlük tatil sonrası, tekneyle Rodos'un, oradan da Paris'in yolunu tutarlar. Duvar filmini burada çeker. O, Türkiye'den değil, cezaevinden kaçmıştır. Buralarda yakalandığı mide kanseri ise, onu Paris'te bir müslüman mezarlığına ömür boyu hapsedecektir. 

Sinemanın çirkin kralı olarak tanınan Yılmaz Güney, küçük flörtleri dışında ilk ciddi ilişkisini Birsen Can Ünal ile yaşamış, hamileliği sırasında sevdiği adamın Nebahat Çehre ile ilişkisi olduğunu duyan kadın, üzüntüsünden bebeğini düşürmüştür. Bunun üstüne eve dönen Yılmaz Güney'le Birsen Can'ın Elif adında yeniden bebekleri olacaktı ama hamileliğin 6. ayındayken Yılmaz Güney, Nebahat Çehre'yi sevdiğini söyleyerek yeniden ona gider. Film tadında bir aşk olarak anılan bu ilişki, 1967'de evlilikle sonuçlanır. 

Ancak bu evlilik, Yılmaz Güney'in adının başka kadınlarla anılması ve anlaşamamaları nedeniyle 1 yıl sonra boşanmayla sonuçlanır. Yeniden evlenmek isteyen ve bu isteğini bir yakınına açan Güney'i, kolej öğrencisi Jale Fatma Süleymangil ile tanıştırmak isterler. 

Sınıf arkadaşının bir yakınını sete görmeye gitmesi ve beraberinde Fatma'yı da sürüklemesiyle Süleymangil, Güney'i hayatında ilk kez burada görür. O dönem 17 yaşında olan, kolejde okuyan ve ailesinin maddi durumu çok iyi olan genç kız, hem burjuvazi yaşantının içindedir hem de tutucu bir ailenin üzerine titrediği tek kızıdır. Bembeyaz dişleriyle gülümseyerek "Siz benim rüyamda gördüğüm kızsınız" diyen Yılmaz, ertesi gün arkadaşı aracılığıyla Fatma'yla yeniden görüşmek ister. Ailesi bu duruma izin vermeyecektir, ama merakına yenilerek gizlice sete gider Fatma... Set sonrası konuşmaya başladıklarında, bu adamın kendinden çok daha farklı bir hayatı olduğunu, anlattıkça farklı bir dünyadan seslendiğini duyar. Yine de kendisiyle görüşemeyeceğini, ailesinin müsaade etmeyeceğini söyler. Uzun bir konuşma sonrası ayrılırlar. Güney'in askerliği sürecince, yardımcısı okul kapısında bekler her gün ve mektupları kendi elleriyle teslim eder. İlişkileri, basın tarafından öğrenilince, ailesi karşı çıkar. Aralarındaki 16 yaş farkını, kendi yaşadığı hayatı sorgulayan Fatma, İsviçre'de okumayı reddeder. 1970 yılında 18 yaşına basan Fatma, ailesine mektup yazarak Yılmaz'a kaçar. Güney  otelde kalırken, Fatma'yı annesine emanet eder ve aynı dönemlerde yıldırım nikahıyla evlenirler. İlk bayramda da, Fatma'nın ailesine giderek gönüllerini alırlar ve aile, tanıdıkça Yılmaz'ı çok sever. 

Boynu Bükükler kitabında kendi çocukluğunu anlattığı karakterin adı olan Remzi ismini Fatma'dan olan oğluna verir. Ömrünün fazla uzun olmayacağına inandığından bir de Yılmaz'ı ekler. Fatma, onun tüm sürgün hayatında, hapislik dönemlerinde zorlu şartlarda beklemiş, belki de verdiği en doğru karar olmuştu. 

Her adım, birine nedensiz bile olsa inanmakla başlıyordu ve Çirkin Kral da, kendi dünyasının dışında, oldukça küçük ama ona olan inancı büyük kocaman bir kadın seçmişti duvarlarına... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu Blogda Ara

Blog Arşivi

Popüler Yayınlar