Sarı Yağmur

“Zaman, sabırlı, sarı bir yağmurdur."


İspanyol Edebiyatı'nın genel yapısını -Cervantes hariç- bilmesem de, yazarın sarı ve yağmur kelimelerini sıkça kullanıyor olması, hüzün edebiyatı olmuş daha çok. 

Belirsizliğin yalın hali


Sana hain davranıyormuşum gibi geliyor. Kök salmaya çalışıyorum galiba hiç tanımadığım yabancı topraklara varlığından bile habersiz olduğum. Almanya'ya giden ilk işçi kafilesi gibi... Hayallerimde İstanbul bile Almanya...

Ete kemiğe bürünmeyen bir hayalsin. Hayallerin ete kemiğe büründüğü görülmüş şey midir? Hayalet kemiğe hallenmiş kör köpek gibi bir şeyim sanırım ne kokladığımı bilmem ama hoşuma gidiyor. Gerçek bir kemiğe hallenen gözü açık bir köpek olamadım zaten hiç. 

Ç.

Köre Ne?



İki kör köfte yiyormuş, biri diğerine, "Sen de mi çift çift yiyorsun?" diye sormuş, "Nereden bildin?" diye yanıt verince, "Kendimden" demiş...

Çok kısadır, beni çok acıtır. 


İnsan yarası yarasına denk geleni severmiş. Aynı acıları yaşadıklarımızla, aynı ideolojiyi taşıdıklarımızla, aynı cümlenin, aynı virgüllerinden koptuklarımızla birbirimizi daha kolay anlıyoruz. Bugünlerde söylenecek söz çok... Ve hiç yok... Şarkımız büyüyor çığ gecelerde...


Sobe


Siz hepiniz, ben tek! Saklanın, sayıyorum. Ama merak etmeyin, ben sizi bulurum. Bir ki üç dört... 

En iyi bildiğim çocuk olmak


Bu kitap; Fazıl Say, Bülent Çolak, Göksel Bekmezci, Murat Prosciler gibi tanıdığımız isimlerle beraber yaklaşık 90 yazarın öykülerinden oluşan bir hafıza kartı. 

80 dönemi çocuğu olmayanlar için de hayatımızın en güzel dönemine tanıklık edeceği bir kaynak… Üstelik içinde adımı görmek de mümkün.

Her biri birbirinden güzel öykülerden en sevdiğim Ömer Faruk Dizdar'ın yazdığı ‘Sivrisinek İlaçlama’nın bir bölümünü yazmak istiyorum;

"Kim bilir, belki de '80'lere konmuş sivrisineklerdik biz. Belki de onun yüzünden aşık olduğum zaman kafam da güzel oluyor."

Bu Blogda Ara

Blog Arşivi

Popüler Yayınlar