ÜSTÜ KARLA ÖRTÜLENLERİ GÜNEŞ ORTAYA ÇIKARIR

Eve Dönüş: Sarıkamış 1915



Fotoğrafçı ve reklam yönetmeni Alphan Eşeli'nin ilk filmi olan Eve Dönüş: Sarıkamış 1915, 8 Mart'ta izleyiciyle buluşacak. Alphan Eşeli'nin reklam yönetmenliğinin getirisi olan titizliği, filme de yansıyacaktır elbet. Başrollerini Uğur Polat, Nergis Öztürk, Serdar Orçin'in oynadığı film, 120 kişilik ekiple, Sivas'ın Divriği ilçesinde beş haftada ve zorlu koşullarda tamamlandı. Enver Paşa'nın hırsı, kaç askerin öldüğü gibi konularla hep çok tartışılan Sarıkamış Harekatı'ndan yola çıkılan filmde, 8 farklı insanın eve dönüş hikayesi anlatılıyor. Filmin gösterime girdiği tarihte bir de kamera arkası görüntüleri, kostüm tasarımları, sahne çizimleri, müzik gibi konuların yer aldığı kitap piyasaya çıkmış olacak. 



1. Dünya Savaşı sırasında Rusya'ya karşı yapılan Sarıkamış Harekatı, Osmanlı Devleti'nin mağlubiyeti ve 109.274 askerin kaybı, Ocak 1915 itibariyle ise Doğu Anadolu Bölgesinin kimseye ait olmadığı bir dönem sonucuyla, karmaşaya, yokluğa ve bu bölgede yaşayanların aidiyet ve otorite boşluğuyla gelen hayatta kalma mücadelesini doğurmuştur. 



Buzdan Heykeller

Tarihi bir hata mı, ordu komutanının hırsı mı, askerlerin donarak ölmeleri mi, savaşın, bölgenin ve sonrasında bölge insanının da kaybı mı oldu bilinmez. Aylarca tek öğünün atlanıp, diğerlerinde üzüm hoşafı ve tam ekmekle beslenen askerlerin ardından, yıllar sonra belki yalnızca filmle hatıraları canlanıyor. Tarih, tıpkı donan askerleri iklim şartlarından dolayı gömemediği gibi, Harekatın belli kısımlarını da donmaya ve gömmeye dirençli halde bırakmıştır.






Tarihle Yüzleşme 

Son yılların en sert kışında çekilen film, -27'ye varan soğuklarla birlikte, oyuncular için de farklı bir hazırlık dönemi sağlamıştır. Dönemin gereği olarak, askerin açlık ve açlığın getirdiği psikolojiyi yansıtabilmek amacıyla, Üzerine yeni bir hikaye yaratılabilecek Serdar Orçin'in Onbaşı Sami rolünü canlandırmak için 57 kiloya düştüğü filmin başrolü Uğur Polat, Hariciye Nazırlığı memuru Saci Bey'i canlandırırken, Nergis Öztürk, Bakü Hariciye Nazırı Kalem Müdürünün eşini canlandırmaktadır. Eşini savaş dönemi olduğu için Bakü'de bırakan Gül Hanım ve kızı Nihan'a, Erzurum yollarına çıkarlarken Saci Efendi eşlik etmektedir. Bir Ermeni köyüne yerleşen filmin kahramanlarının en büyük düşmanı olan soğuk ve açlık, kimi zaman onları birbirini yemeye itecek noktaya kadar varmaktadır.



Türk Filmlerinde Atak

Aynı zamanlarda gösterime giren dönem filmlerinden hangileri öne çıkacak, hangileri dikkat çekip konuşulacak bilmiyoruz, ama Türk filmlerine ve tarihe dikkat çekilirken, bize düşen bu emeğe verebileceğimiz en fazla birkaç saat ayırıp, bu muhteşem oyuncuları, muhteşem görüntüler eşliğinde izlemek... 


Mart 2013 tarihinde ucyuzotuzuc.com için yazılmıştır. 

Toplum ve Kişilik



Parlak figürlerin yokluğu özellikle sanat alanında dikkat çekicidir. Resim ve müzik kesinlikle yozlaşmış ve popülerliklerini büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Politikadaki sorun ise yalnızca liderlik vasfı taşıyanların yokluğu değil, vatandaşların adalete ve onun bağımsızlık anlayışını temel alan demokratik, parlamenter sistem pek çok yerde sarsılmış, insan haysiyeti ve bireysel haklara olan inanç eskisi kadar kuvvetli olmadığı için ortaya çıkan diktatörler hoşgörüyle karşılanmıştır.  Koyun sürüsüne benzeyen kitleler gazeteler aracılığıyla o kadar kolay kışkırtılabilir ki, iki hafta içinde bazı kesimlerin beş para etmeyen amaçları uğruna üniformalarını kuşanıp taşkın bir öfkeyle öldürmeye ve öldürülmeye hazır hale gelebilirler.

Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?

SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?

Müzik Kaldı Yâdigar

Dünyada hiçbir şeyin gücü, müziğin gücü kadar kuvvetli değil. Belki bundandır hala Elvis'i konuşmamız, Barış Manço'yu, Ahmet Kaya'yı, Sinatra'yı... Yedi notadan olsa olsa bu çıkar denilen yerde doğan gücü, insan denilen varlığı sadece orada eşitleyen... Eşitlik, "sizin gibi olmadığı" için eleştirmenizse, sizin sevdiğiniz şarkıları söylemesiyse eğer, siyah bir adamın yıllar geçtikçe beyazlamasıyla eğer, bugün tüm beyazlara inat, kararsın gün, anılsın Baba...



Müslüm Gürses'in Çocukluğu

Gerçek adı Müslüm Akbaş olan nam-ı diğer "Baba", 7 Mayıs 1953'te Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesinde doğmuş, daha üç yaşındayken Adana'ya göçmüşlerdir. Türkü söyleyip, bağlama çalmayı seven babasının izini takip etti. Ancak, babasının Adana'da annesini öldürmesiyle onunla olan tüm bağını koparmış, bir daha asla konuşmamıştır.




Halkevlerine gidip, çay bahçelerinde şarkı söyleyen Müslüm Akbaş, 14 yaşındayken katıldığı Adana Çay Bahçesi'nin düzenlediği yarışmada birinci oldu ve Çukurova Radyosu sanatçısı oldu, her cumartesi burada canlı türküler söyledi ve soyadını da Gürses olarak değiştirdi. 





İlk Plağı ve Şöhrete Atılan Adım

1968 yılında ilk plağı olan Emmioğlu/Ovada Taş Basma'yı çıkardı. Adana'da dört tane plak çıkaran Gürses, İstanbul'a gelerek Giyin Kuşan Selvi Boylum/Hayatımı Sen Mahvettin ve Gitme Gel Gel/Haram Aşk adlı iki plak çıkardı ama o asıl çıkışını 300bin satan plağı Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma ile yaptı. 





Ölümle Burun Buruna

Askere giden ve döndüğünde tüm hızıyla plak çıkaran Müslüm Gürses, İstanbul'da aynı plak şirketleriyle 40'a yakın plak çıkarmış, en çok plağa sahip arabesk sanatçısı olmuştur. Tam da bu yıllarda turnedeyken geçirdiği trafik kazasıyla ölümden dönmüştür. Alın kemiği un ufak olan Gürses, koku duyusunu yitirmiş, işitme yetisini de yüzde 50 kaybetmiştir. Şarkılarından birinde "Aşığın gözü kör, kulağı sağır. Doğruyu, yanlışı ondan görmedi" derken, kendi hayatıyla benzer bu durum, aşk mı, hayat arkadaşı mı, müzik mi, yoksa sevenleri mi artık, bilinmez... Ama konuşma ve düşünme tarzının yavaşlığı, bilmeyenler tarafından maddelere bağlanırdı, oysa bu onun ilk ölümden dönüşüydü.



Sinema ve Muhterem Nur

Dönemin tüm müzisyenlerinin yaptığı gibi o da sinemaya adım atmış, 1979 yılında oynadığı İsyankar, onun ilk filmi olmuş ve 38 filmde yer almıştır. Ama O'nu sinemaya bağlayan bir diğer unsur ise, hayranı olduğu ve hiçbir filmini kaçırmadığı Muhterem Nur'dur. Kendisinden yirmi yaş büyük olan Muhterem Nur ile 1985'te hayatını birleştirmiş, 2012'nin Kasımı'nda yoğun bakıma alınana kadar hiç ayrılmamışlardır. 



Dinleyici Kitlesi, Yeniden Doğuşu

Müslüm Gürses'in tarzı ve dinleyicileri pek çok araştırmaya konu almış, hatta doktora tezlerinde yer almış, özellikle bir dönem dinleyicilerinin kendini jiletlemesi yüzünden ne yapacağını bilememiştir. Bu sebeple, onun dinleyicileri sadece fanatik bir kesim arabesk dinleyicinden ibaretti, ama özellikle son yıllarda yaptığı değişimle, müzik, Müslüm Gürses ve dinleyici kitlesi oldukça değişti. 



Japonların icadı aletle notaları en doğru okuyan sanatçıdır kendisi... 1999 yılında plak firmasını değiştirdi. Nilüfer, Teoman, Bülent Ortaçgil gibi sanatçıların pop şarkılarını kendi tarzıyla yeniden seslendiren Baba, özellikle 2006 yılında Murathan Mungan'la ortak çalışması olan Aşk Tesadüfleri Sever ile bir anda dikkatleri üzerine çekti. 2010 yılında çıkardığı Sandık albümü ise, son albümü oldu.



Giderken...

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
........................................

Onu televizyonda pek fazla göremedik. Konuşurken de pek göremedik. Birilerine sataşırken, kendini savunurken, açıklamalarda bulunurken de... Hayatının bir yerleri hep hüzünlü, yaşadıkları hızlı ama kendi tüm bu olanların içinde slow motion gibiydi. Onun ölümünü karaciğer, böbrek, kalp, yoğun bakım gibi kelimeler arasına sıkıştırmak, bu hiç anlaşılamayan, herkeste gizem yaratan ve herkeste gülümseyişle acı arası buruk bir tat bırakan bu adama yakışık almaz. Bir şarkısında "Yıkılsın camiler, açılsın meyhaneler" diyerek albümü toplatılan Müslüm Baba, aramızdan ayrılışıyla sevenlerine ikisinin de kapısını açtı. O zamanı tutamadı, ama giderken zamansızlığı ardında bıraktı.

Meltem Özbey / 03.03.2013 ucyuzotuzuc.com haber sitesinde paylaşılmıştır.

Bu Blogda Ara

Blog Arşivi

Popüler Yayınlar