Özgürlüğün Geldiği Gün Ölmek Yasak


Şimdi sen ölüyorsun Libyalı çocuk. Senden 10 sene önce öldü Iraklı çocuk. Senden 40 sene önce Vietnam'da, Nepal'de yandı bir çocuk. Senden 66 sene önce Hiroşima'da şeker yiyemeden öldü bir çocuk. Senden 90 sene önce Anadolu'da beşikte öldü bir çocuk. Şimdi sen ölüyorsun Libyalı çocuk. Keşke, ama keşke hiç bulmasaydı parayı Lidyalı çocuk...  (Alıntıdır)

Büyük acılar dilsiz


''Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.'' (Şeker Portakalı)

Love is fair


Filofobi diye de bir şey varmış. Filoloji dil bilimse, filofobi neden aşktan korkmak oluyor? Aynı dili konuşanların aşk yaşamaktan korkmaması şeklinde çevirebilir miyiz acaba bunu? Serbest çeviri olur hem.

Meksika’nın sualtı heykel müzesi ‘Musa’


İngiliz sanatçı Jason de Caires Taylor, Meksika'nın doğu kıyısı açıklarında 400 heykelden oluşan su altı heykel müzesi hazırladı. Bu yolla bölgedeki canlı organizmalar bu heykellerin üzerinde ürerken turistlerin buraya ilgisinin çekilmesi hedeflendi.

Toplam ağırlığı 200 tonu geçen koleksiyon 420 m2’lik çorak bir deniz yatağına yayılıyor. Özel malzemesi sayesinde doğal hayata uyum sağlayarak, yapay resif görevi de görüyor. Taylor figürleri önce tek tek denizin dibine indirmiş ve birleştirebilmek için bir hafta boyunca denizin altında çalışmış.



Sergiyi dalgıçların yanı sıra şnorkellilerin de ziyaret edebilmesi için heykeller dört ve sekiz metre derinliklerindeki iki ayrı galeride toplanmış: Salon Manchones ve Salon Nizuc.

Taylor heykellerin sualtı hayatının doğal bir parçası olabilmesi için PH değeri nötr olan, dayanıklı bir çimento kullanmış. Bu sayede mercanlar ve çeşitli deniz canlıları heykellerin üzerine yuvalanıp, onları ev edinebiliyor ve bir yandan da görünüşlerini zaman içinde olağanüstü şekillerde değiştirebiliyor.



Cancun Deniz Parkı’nda yer alan bu doğa dostu müze aynı anda birkaç turistik stratejiye hizmet ediyor. Tüm turistlerin akın ettiği, kasırgaların yıprattığı doğal mercan kayalıklarının biraz olsun dinlenebilmesini ümit etmişler. Yaklaşık 650.000 liralık başlangıç bütçelerinin büyük bir kısmı Meksika hükümeti tarafından karşılanırken, bölgenin gelişmesini isteyen kişi ve kuruluşlar da bağışlarıyla projeye destek vermiş.




Temmuz Gibi Kararsız, Aralık Kadar Dinç



Begonvil yapraklı ağacın altında çay içmek ve 'bak yeni yaptım, kayısı reçeli, ye ye' ısrarına karşı koyamamak... Su yeşili bir elbise... Hani neredeyse saydam, neredeyse üzerindeki çiçekler canlanıp dünkü rüyanın başa örülen tacın nergisi, yasemini olacak. Güneş de öyle yakıyor ki... Gri gözlü bebek gülüyor uzaktan. 'İçi dolu bunun' cümlesi çıkıyor ağızdan. 'İçi dolu'... Ne demekse işte, şişman galiba… 

Şey diyor, Bonbon Palas... Mmmh, güneş ve pencere... Neydi? Bonbon... Mmmh... Bon... 
Yazma o zaman bekliyor insan'a inat, kendine yazı yazmak... Hem "bekleyecek bir şeyinin olmamasındansa, bekleyecek birinin olduğunu bilmek yeğdir'. Değil midir?

Havaya pembe-turuncu bir renk düşüyor. İstanbul-utsuz bir kıvam... Güzel. Mavi istiyorum, mavi... Mavisi olan var mı? Tam aklına gelecek gibi oluyor, tutuşacak belli ki. Hopp gözlerini sıkı sıkı kapatıp maviyi düşünüp geçiriyor. Maviyle geçiştirdiği kararlılığına ise abajurun turuncusuna bulanmış o'nun sarısı çarpıyor dört köşe dünyadan. Televizyon her zaman izlenmez. Bazen dinlenebilir de...

Öylesine kırgın ki aslında, kendine bulduğu tek çıkar yol masal okumak. Küçük Kara Balık'ı okuyor sesli sesli. "Ooo gördün mü bak, burada çok şahane laf etmiş." deniyor uyuyan birine. Masallar uyutuyor, kaç yaşında şuna bak! Madem bu bitti, Küçük Prens'ten de bir sayfa tutalım şansımıza; sf: 72. 

Aranızda kalan ilk ve tek bağ, değişirse kopacak gibi gelir.  Aradaki bu bağı koparmak ve O'nun yerine gelen O'na adil davranmak adına, araya yeni ve ilk olacak bir bağ inşa etmek gibidir her şey. 

Köprü... Ya altından koca koca akan köpüğe, minik çakıl taşlarına fırsat tanıyıp, geç diye yol vermek ya da kurduğun ne varsa yıkmaktır tam karşılığı. Sözlük yazsa kesin böyle yazardı şahsım en azından, en çoğundan ise daha uzun ifade ederdi.

Ve ile cümleye neden başlanmasın ki? Edebiyata bir katkım olacaksa, bu olsun.

Yeni başlangıç yaptığın her şeye, paragraf başı yaptıklarına, kenar süsü koyup, resimlerle süslediğin her şeye gayet seri bir şekilde VE diye başlayabilmelidir insan. Çünkü 've' birbirine bağlamakta üstat, göçmen kuşlarının yarattığı hava akımı gibi kararlı, devamını getirme gücüne sahip bağlaç-tır.
Aradaki bağı koparma gücüne sahip bilinç, bunu yapıp VE-da etme gibi eylemlere girişmeyecektir çoğu zaman. Sen şimdiden kendine iyi bak, bana baktığın gibi bakma kendine.

Yılmaz Odabaşı şiir yüzlüsün diyor. Daha iyisini duymadığımdan, söylemeden geçemeyeceğim.


Seni İçime Gömdüm / Andrew Jolly


"Eline tüfeğini alıp, fişeklikleri göğsüne asıp atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak, önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütemezdi onları."


(Çev. Tomris Uyar)

Mantesso ve Jimmy Choo

31. yaş gününden hemen önce eşi tarafından terk edilen Brezilyalı ressam Rafael Mantesso, evinin beyaz boş duvarları ve köpekleri Jimmy Choo ile başbaşa kalmıştı.

Boşanmanın travmaları sonrası terapi gören, Asperger sendromu ve hiperaktivite olduğunu anlaşılan Mantesso; “Çocukken çok utangaç, anti-sosyal bir çocuktum” diyor, ancak Jimmy Choo ressamı hem bu durumdan kurtardı hem de olumsuz gibi görünen bu durumu sanata çevirmesine yardımcı oldu.

Mantesso; “Bir gün odada oturmuş, Jimmy ile oynuyordum ve bu resimleri yapmak aklıma geldi. Ona elimi uzattım ve arkadaşlığımız orada pekişti” dediği Jimmy’nin boş evdeki fotoğraflarını, çizdiği illüstrasyonlarla birleştirerek yeni bir fikre imza atmış oldu.



Jimmy, Mantesso çalışırken daima yanında oturuyor, böylece yaratıcı fikirler onların birlikteliğinin doğal ortamından çıkmış oluyor. “Konuşmak için hiçbir şey söylemek zorunda olmadan, fotoğraf çekmek için doğru anı yakalamaya gerek kalmadan çalışmak hoşuma gidiyor. Yalnızca ‘kal’ demem yetiyor ona” diyor Mantesso…



Birine söyleyemediğimiz, söylediğimizde anlaşılamayan tek sözcük, yeni bir insana, yeni bir olaya dönüştürebiliyor anları…




Güneş Eser, Rüzgâr Yakar Bazen (Aşk Öyküleri)

Bilemezsin
sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı.
hiçbir şey içime sinmedi.
altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.
ya da okyanusa su.
düşündüğüm her şey
doğu'ya baharat götürmek gibiydi.
kalbimi ve ruhumu da vermemin bir yararı yok.
çünkü sen zaten onlara sahipsin.
o yüzden sana bir ayna getirdim.
kendine bak ve beni hatırla.
* Mevlana 




Her aşk, kendini bir diğerinden farklı zanneder, destanımsı olanını yaşayıp yaşattığını... Yaşanılanıyla, yaşanılmayanıyla, eksileniyle, içimizde büyüyeniyle, kavuşulanıyla, yitirileniyle... Herkesin bir aşk hikayesi vardır. Biz kitabımızda aşkı anlattık.
Şairler, yazarlar aşkı değil aşka olan aşkı yaşarlar ancak, bu yüzden benim aşk öyküm O'na...

Bu Blogda Ara

Blog Arşivi

Popüler Yayınlar