Çok ihtiyacımın olduğu günlerde, biliyorum ki, benden 'bile' etkilenen, örnek alan kız arkadaşlarım var, ben de bir nebze ihtiyaç duyanlar için öze dönüş yolculuğu yazmak istedim.
Yazıma Birhan Keskin'in şiirindeki, "Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun" mısralarıyla başlayayım o halde.
Yoga yapmaya ilk kez 2015 yılında, o dönem yolculuğuma eşlik eden insanla başladım. Profesyonel değildi elbette, ama yoğun karın ağrıma sürekli bir şifa arıyordu, masajlar, yağlar, beslenme... Derken bulduk. Bu nedenle sonsuz teşekkürüm kendisine. Bir süre sonra bu yolculuğa tek başıma ve profesyonel insanlarla devam etmeye başladım. Her şey çok değişti. Duruşum, sağlığım, beslenme biçimim, cildim, fiziksel ama en önemlisi içsel dönüşümüm... Sabır, sakinlik, dinginlik, olanı olduğu gibi kabulleniş, bir yandan da artık ihtiyaç duymadığın tüm fazlalıkların sana gerçekten yük gelmesi... Kıyafetlerimi dağıtmaya başladım, takılar, makyaj malzemeleri, her şeyden ikişer üçer tane olan ne varsa... Aşırıya kaçan ruhsal durumlar da elbette ve artık bana yolculuğumda yarar sağlamayan insanlar da... Ve bunlar bir anda olmuyordu. Yavaşça çıkıyorlardı hayatından, neredeyse farkına bile varmadan. Kırıp dökerek de değil üstelik. Sanki bedeninin içinde odalar vardı, odalar yıllardır öğrendiklerinle döşenmiş, belki fazla düzenli, belki fazla dağınık, herkesin yaşam biçimine göre şekillenmiş, şimdi yeniden dekore ediyor gibi hissediyordum.
Ne yazık ki, bacağımı sakatlayarak ara vermiştim. Ama bu ara, öyle böyle bir ara olmadı. Gittiğim yerlerde bir sandalye de bacağım için istiyordum. Ve gariptir, beni bu durum da üzmedi. Hatta kendime sürekli, "Bu bir ders, demek ki limitlerimi bilmem, hiçbir şeyi haddinden fazla zorlamamam, kendimi kimseyle kıyaslamamam gerekiyordu" dedim.
Sonraki süreç biraz daha sancılı. Yoganın dönüştürü kısımlarında kendimce bir çıkarımda bulunmuştum, "Bana zarar veren şeyler hayatımdan çıkacak!" Hayatımdan çıkmasını istemediğim, körü körüne tutunduğum bir nedenden dolayı yogadan, meditasyondan elimi ayağımı çektim. Sanki bana gerçekleri, ısrarla tutunduğum şeydeki zararı görmemde aracı olacak ve ben artık o yolu istemeyeceğim diyordum. İlkel insan benliği, mağaralara gidiyor çünkü ara sıra, ormanda bir aslanla karşılaşıyor, savaş ya da kaç diyor. Ben kaçmayı tercih ettim örneğin.
Bir gün geldi, ne kendimi tanıyabiliyorum ne yaşadığım hayat bana ait... İçimdeki kadınların hepsi ölmüş, geriye de bir adet cansız vücut kalmış. Şimdi içime bakıyorum eskisi gibi. Meditasyona oturuyorum. Hafif rüzgarlar esiyor içimde. Ben kimim, neye ihtiyacım var? diye soruyorum kendime. Yanıtların hepsini yine içimde buluyorum. Nihayetinde insan ilişkileri elbette eşit derecede alış-veriş üzerine kurulu, ama kimse size bir ilaç verip iyi olmanızı sağlamayacak.
Kötü, stresli, olumsuz tüm duygular yine gün içinde başına üşüşecek, kaygılar duyacaksın, ama onları da dinlemek sağlıklı olan sanırım. "Gel otur yanıma, anlat. Ama bil ki bunlar kurgu ve senin söylediklerin beni ikna etmeyecek" demek bu endişeleri uzağa savurabiliyor.
Nefes terapiyi birçok kez deneyimledim, deneyimlerim beni hep farklı algılara ulaştırdı. Onları belki bir başka sefer yazarım.
Tüm yolları denemiştim; uzun, kısa, dolambaçlı, çıkmaz... Tüm yollarda benimle yürüyenler, eşlik edenler olmuştu, kimilerinde ise yalnız... Hepsine tek tek teşekkür ederim, ama önce kendime.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder