"Kendine verdiğin değeri
hep bir başkasında bir aynaya bakar gibi, orada görmek istiyorsun belki de.
Neyi istediğini elbette biliyorsun, neyi sevmediğini de... Ama eleştiri okların
hep kendi üstünde. Niye diye soruyorum bazen. Neden bir fil? Neden bu kadar
büyük? İçindeki boşluğu o mu dolduracak devasa gövdesiyle, içindeki
darmadağınıklığı? Onlar yaptı, odana girdiler, odanda gezinip çıktılar, belki
oradaki bir kaç eşyaya dokunup onları gördüler ve fakat ayrıntıları fark
etmiyorlar. Yatağın köşesine sıkışmış bir kitabı, kitabın içindekileri ve senin
dünyanda bıraktığı izi, tokalarını, askıdaki montunun dirseğindeki mor yamayı,
eski bir fotoğrafındaki bakışını görmüyorlar; üstelik onlar merak da
etmiyorlar. Belki bedeninle ilgililer daha çok, belki zekanın gündelik yaşamındaki
o basit parıltısıyla... Bunlar elbette güzel, ama içlerinden biri filin diğer
yanına oturup seninle baş başa kalamıyor, söylenenlere çabucak inanmak
istiyorsun, inanıyorsun da, kim istemez ki. Derin düşüncelerim demişsin ya, ben
ona derin hislerin derdim, karanlık bir kuyunun dibinde, inmek cesaret ister,
görmek cesaret ister, üstelik karanlık dahil." T.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder